Asıl Dava Sonucunu Öne Çekecek Nitelikte İhtiyati Tedbir Kararı Verilebilir Mi?
Şubat 1, 2021

Yorum İlkeleri Kapsamında Senette İmzaya İtiraz Hukuksal Değerlendirme

Başaranlar Hukuk Bürosu

Av. ÜMPE BAŞARAN

Aşağıda yer alan hükümlerin normlar hiyerarşisi kapsamında değerlendirilecektir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu md. 209- “Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz”
İcra ve İflas Kanunu md. 169/a -  “İcra mahkemesi hakimi, itiraz sebeplerinin tahkiki için iki tarafı en geç otuz gün içinde duruşmaya çağırır. Hakim, duruşma sonucunda borcun olmadığının veya itfa veya imhal edildiğinin resmi veya imzası ikrar edilmiş bir belge ile ispatı halinde itirazı kabul eder. İcra mahkemesi hakimi yetki itirazının incelenmesinde taraflar gelmese de gereken kararı verir”
İcra ve İflas Kanunu md. 170 - “Borçlu, 168 inci maddenin 4 numaralı bendine göre kambiyo senedindeki imzanın kendisine ait olmadığı yolundaki itirazını bir dilekçe ile icra mahkemesine bildirir. Bu itiraz satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz”
Bir hukuk düzeninde, aynı konuyla ilgili birçok hukuk kuralı bulunabilir. Bu hukuk kuralları ilk bakışta birbiriyle çatışıyormuş ve farklı sonuçlar ortaya koyuyormuş gibi görünüyor ise de bu kurallar arasındaki çatışma sadece görünüştedir. Zira bu çatışan hukuk kuralları, çatışma çözme ilkelerine göre çözülerek aynı sonuç elde edilecek ve hukukta yeknesaklık sağlanacaktır.
Çatışma çözme ilkeleri esas itibarıyla üç tanedir:  Lex superior, lex posterior ve lex specialis ilkeleridir. Şimdi bu ilkeleri kısaca açıklamaya çalışacağım:
1.Lex superior derogat legi inferiori (Üst Kanun Alt Kanunları İlga Eder)

Bu ilkenin temelinde normlar hiyerarşisi teorisi vardır. Buna göre Anglo -Amerikan sisteminden farklı olarak, hukukumuzda, hukuk düzeni yan yana dizilmiş normlarla değil, alt alta, üst üste dizilmiş normlardan oluşur. Bu şekilde hukuk kuralları arasında güçleri itibarıyla hiyerarşik sıra oluşturulmuştur.  Bizim  hukuk sistemimizde de normlar şöyle sıralanmıştır: Anayasa, kanun, tüzük, yönetmelik. Yani tüzük yönetmelikten üstündür. Kanun da tüzük ve yönetmelikten üstündür. Anayasa ise hepsiden üstündür.
Buna göre, yönetmelik ile tüzük arasında çatışma var ise, tüzük; tüzük ile kanun arasında çatışma var ise kanun hükümlerine üstünlük tanınır ve uygulanır. Kanun ile Anayasanın çatışması durumunda bu konuda karar verme yetkisi sadece ve sadece Anayasa Mahkemesine aittir. Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü anayasa aykırı görüp iptal etmedikçe, anayasa ile kanun arasında çatışma lex superior ilkesine göre çözümlenemez.
Ancak, uluslararası antlaşmalar ve kanun hükmünde kararnameler normlar hiyerarşisinde aynı seviyede yer alır. Yani kanun, kanun hükmünde kararname ve uluslararası andlaşmalar arasında çatışma olması halinde aşağıda göreceğimiz lex posterior derogat legi priori ilkesine göre çözümlenmektedir.
2. Lex posterior derogat legi priori (Sonraki Kanun Önceki Kanunları İlga Eder)

Bu ilkeye göre, sadece aynı düzeyde normlar arasında çatışan hükümleri zamansal bakımından öncelik sonralık ilişkisine göre çözümlenir. Hiyerarşik olarak aynı olan hukuk normlarının çatışması halinde, bunlardan sonraki tarihli hükmün, önceki tarihli hükmü ilga ettiği kabul edilmiştir. Sorunlar sonraki tarihli kanunun hükmüne göre çözümlenir. Sonraki kanun önceki kanunun zımnen  ilga etmiştir. Unutmayalım ki, bu ilke sadece aynı hiyerarşik konumda olan hukuk normları için benimsenmiştir. Önceki kanun ve sonraki yönetmelik arasında çelişki olsa bile bu sorun Lex superior ilkesine göre çözümlenecektir.
3. Lex specialis derogat legi generali (Özel Kanun Genel Kanunları İlga Eder)

Bu ilkeye göre ise aynı düzeyde yer alan ve aynı tarihli iki hüküm arasında çelişki varsa, özel hüküm niteliğinde olan hükmün uygulanmasını gerektirir. Genel hüküm niteliğinde olanı kural uygulanmaz. Bir kanunda farklı iki hüküm düzenlenmiş olabilir. Bu iki kuraldan birisi özel nitelikte ise o kural uygulama imkanı bulacaktır.
Genel hüküm ile özel hüküm çatıştığı takdirde her zaman özel hüküm uygulanacaktır.
İlk iki ilkenin hangisinin uygulanması gerektiğinin saptanması zor değildir. Kuralın, kanun hükmü mi yönetmelik hükmü midir (Lex Superior) veya kanunların yürürlüğe giriş tarihlerinin saptanmasında (Lex Posterior) genelikle sıkıntı olmaz.
Ancak Lex Specialis’in uygulanmasında sıklıkla sorun yaşanmaktadır. Çünkü hangi hükmün lex specialis (özel hüküm), hangisinin lex generealis (genel hüküm) olduğunu saptamak bazen oldukça güç olabiliyor. Özel olma niteliği de, genel olma niteliği de nispî bir niteliktir. Her hüküm, bir hükme göre özel diğer bir hükme göre ise genel nitelikte olabilir. Özel veya genel hüküm diyebilmemiz için en az iki şeye bakarak yargıya varmamız mümkündür. Birincisi, uygulama alanı daha geniş olan hüküm genel hüküm, uygulama alanı daha dar olan ise özel hükümdür. Özel hüküm tek bir durum veya olaya uygulanabilirken, genel hüküm birden fazla durum veya olaya uygulanır. İkincisi ise,  özel hüküm dediğimiz hüküm olmasaydı, o durum veya olaya bir başka hüküm  uygulanabiliyor ise, ikinci hüküm genel hüküm, birinci hüküm  özel hükümdür diyebiliriz.
Bu üç ilkenin uygulanması gerektiğinde her zaman önce lex superior, sonra lex posterior ve en son  lex specialis ilkeleri kapsamında değerlendirme yapılması gerekir.
Aynı düzeyde yer alan önceki kanun genel, sonraki kanun özel nitelikte ise sonraki özel kanun uygulanır. Bu hem lex posterior, hem de lex specialis ilkelerinin bir gereğidir.
Ancak aynı düzeyde yer alan önceki kanun özel, sonraki kanun genel nitelikte ise bunların arasındaki çatışmanın hangi ilkeye göre çözüleceği konusunda kesin bir şey söylenemez. Lex posterior’a göre sonraki genel kanun, lex specialis’e göre ise önceki özel kanun uygulanmalıdır. Dolayısıyla burada lex posterior ile lex specialis ilkeleri arasında bir tercihte bulunmak gerekir. Bu tercih konusunda pozitif hukukun bir düzenlemesi yoktur. Bu konu doktrinde de tartışmalıdır. Doktrindeki daha ağır basan görüş, önceki tarihli özel kanunun, sonraki tarihli genel kanun ile yürürlükten kaldırılamayacağı yönündedir. Bir genel hüküm, önceden özel olarak öngörülmüş şeyleri sona erdirmez.
İcra İflas Kanunun sadece icra takibine konu edilmiş alacakların tahsilini ve bu kapsamda ortaya çıkan ihtilaflarda uygulanma alanı bulmaktadır. Belirli alanda uygulanabilen İcra İflas Kanunu, Hukuk Muhakemeleri Kanunun göre özel niteliktedir. Ancak, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra İflas Kanununa göre sonraki kanun durumundadır.
Yukarıda incelenen ilkeler kapsamında değerlendirdiğimizde, sonraki genel nitelikte olan HMK md. 209 maddesi,  önceki  özel nitelikte olan İİK md. 170 ve md. 169 maddelerini uygulanmasının önüne geçemez.
Yargıtay, HMK’nun yürürlüğe girmesinden sonra HMK md. 209’un uygulanmasında ortaya çıkan ihtilaflarda, sonraki kanun hükmü lex posteriyor ilkesini uygulayarak kararlar vermiştir. Ancak çok kısa bir süre sonra, “6100 Sayılı HMK.nun 209/1. maddesinde; "Adi bir senetteki yazı veya imza inkar edildiğinde bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme tabi tutulamaz" düzenlemesi yer almaktadır. Bu maddeyi kapsamı itibari ile ikiye ayırmak gerekir. Bunlardan birincisi senetteki imzanın inkar edilmesi, diğeri ise yazının inkarıdır” diyerek imzaya itirazın İİK’nun md. 170’te özel olarak düzenlendiğinden genel nitelikte olan HMK md. 209’un uygulama alanı bulmayacağı yönünde görüş değiştirmiştir.
Yargıtay, “Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibinde, imzaya itiraz, İcra ve İflas Kanunun 170.maddesinde açıkça düzenlenmiş olmasına rağmen, aynı takipler yönünden yazının sahteliği iddiası konusunda aynı kanunda özel bir hüküm mevcut değildir. İcra ve İflas Kanunu icra takip hukuku açısından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na göre özel kanun olup, takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklarda öncelikle İcra ve İflas Kanunu hükümlerinin, bu kanunda hüküm bulunmayan durumlarda ise anılan kanuna aykırılık teşkil etmemek koşuluyla genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulanması gerekir.
Buna göre imzaya itiraz İcra ve İflas Kanunun'da özel olarak düzenlendiğine göre anılan itiraz hakkında bu kanunun 170.maddesinin uygulanması zorunlu olduğundan, imzanın inkarı nedenine dayalı sahtelik iddiası hakkında genel nitelikte olan 6100 Sayılı HMK.nun 209.maddesinin uygulama yeri yoktur.
Ne var ki sahtelik iddiasının imza inkarı dışında bir nedene dayanması durumu İcra ve İflas Kanununda özel bir düzenleme bulunmadığından sorunun çözümü için 6100 Sayılı HMK.nun 209.maddesinin uygulanması gerekecektir.”
diyerek, İİK’un dışında ve imzaya itirazın dışında kalan yazı sahtelikleri iddialarında HMK md. 209’un uygulanacağını değerlendirerek hatalı görüşünü kısmen de olsa sürdürmeye devam etmiştir.
Ancak çok kısa bir süre zarfında Yargıtay, senet üzerindeki yazıların tahrifatı yönündeki sahtelik iddialarının da İİK’nun md. 169 uyarınca borca itiraz niteliğinde olduğunu ve bu konunun da özel hükümler olduğundan HMK md. 209’un uygulanma imkanı bulmayacağını belirterek hatalı görüşünü değiştirmiştir.
Yargıtay, “kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte, takibe konu kambiyo senedi altındaki imzaya itiraz, İİK'nın 170. maddesinde özel olarak düzenlendiğinden, imza inkarı nedenine dayalı sahtelik iddiası hakkında, sonraki genel kanun olan HUMK'nın 209. maddesi uygulanamaz. İmza itirazı, İİK'nın 170/1. maddesi uyarınca satıştan başka icra takip muamelelerini durdurmaz. Ancak icra mahkemesi itirazla ilgili kararına kadar takibin geçici olarak durdurulmasına karar verebilir (İİK 170/2).
Öte yandan sahtelik iddiasının imza itirazı dışındaki bir nedene (yazıda sahtelik) dayanması halinde Dairemiz, İcra Ve İflas Kanunu'nda bir düzenleme bulunmadığından HMK'nın 209. maddesinin uygulanması gerektiği görüşünde iken, daha sonra içtihat değişikliğine gidilerek, senet üzerinde bulunan yazıdaki sahtelik iddiasının borca itiraz niteliğinde olup, bu konunun da İİK'nın 169/a maddesinde düzenlenmiş olması nedeniyle, HMK'nın 209. maddesinin bu yönden de uygulama yerinin olmadığı görüşü benimsenmiştir.
İcra mahkemesi, önüne gelen itiraz ve şikayetleri, İcra Ve İflas Kanunu'nda düzenlenen özel usul kurallarını uygulayarak takip hukuku bakımından kesin hükme bağladığından, anılan mahkemenin kararları kural olarak maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşımaz. Bu nedenle borca veya imzaya itirazın incelenmesi sırasında sahtelik iddiasına dayalı olarak genel mahkemelerde açılan davaları bekletici mesele yapamayacağı gibi takibin durdurulmasına da karar veremez. Sadece İİK.nın 169/a-2. maddesi uyarınca itirazın esası hakkındaki kararına kadar icra takibinin muvakkaten durdurulmasına karar verebilir. İcra mahkemesince takibe konu alacakla ilgili bir karar verilmiş olması, aynı alacak hakkında genel mahkemelerde dava açılmasına engel oluşturmaz.” diyerek evvelki görüşünden dönmüş olması isabetli olmuştur.   
Yargıtay, HMK md. 209 hükmü ile İİK md. 170 hükmünün uygulanmasında ortaya çıkan,  hangi hükmün  uygulanması sorunun çözümünde önce lex posterior ilkesini benimsemiş iken, daha sonra bu yorumundan vazgeçerek,  açıkça lex specialis ilkesini benimsemiş olduğu ortadadır.
Nitekim, “İcra ve iflas hukuku, icra ve iflas takiplerinin usul hukuku niteliğindedir. Bu hukuk dalının amacı, bir yandan takip alacaklısının alacağına kavuşması için borçlu veya üçüncü kişilerin çıkarabilecekleri zorlukları ortadan kaldırmak, diğer yandan kötüniyetli takiplere karşı takip borçlusunun kendisini korumasını sağlayacak hukuki çareler bulmak, bu arada takipten etkilenen üçüncü kişilerin menfaatlerini korumak, takip işlemlerinin yapılması sırasında insan hak ve hürriyetlerinin ihlal edilmesini önlemektir. İcra iflas hukukunun en önemli kaynağı İcra ve İflas Kanunu olup, bu Kanun, icra ve iflas takibinden, tahsile kadar uygulanması gereken usul hükümlerini düzenlemektedir.
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, İcra ve İflas Kanunu'nda bir hüküm olmayan hallerde, ancak İcra ve İflas Kanunu'nda açıkça gönderme olması ( İİK 50, 68/a-4 gibi ) veya bu kanunun özel veya genel hükümlerine aykırı olmaması ( zorunlu dava arkadaşlığı ) hallerinde uygulanabilir. Bu ilkeler ışığında HMK' nun 209/1. maddesinin ilamsız icra takiplerine etkisi değerlendirilmelidir. Bu maddeye göre “adi bir senetteki yazı veya imza inkar edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.” Bu maddenin icra takiplerinde uygulanması gerektiğine ilişkin olarak İcra ve İflas Kanununda bir hüküm bulunmamaktadır.
Aynı Yönde, “Kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile yapılan takipte, sahtelik iddiasının imza itirazı dışındaki bir nedene ( yazıda sahtelik ) dayanması halinde 12. Daire, İcra ve İflas Kanunu'nda bir düzenleme bulunmadığından HMK'nun 209. maddesinin uygulanması gerektiği görüşünde iken, daha sonra içtihat değişikliğine gidilerek, senet üzerinde bulunan yazıdaki sahtelik iddiasının borca itiraz niteliğinde olup, bu konunun da İİK'nun 169/a maddesinde düzenlenmiş olması nedeniyle, HMK'nun 209. maddesinin bu yönden de uygulama yerinin olmadığı görüşü benimsenmiştir.
Kanun koyucu önceki tarihli özel kanunla düzenlenen hususlarda yeni bir bakış açısıyla sonraki tarihli genel kanunla bir değişiklik öngördüğü takdirde, olaya sonraki tarihli genel kanunun uygulanması gerekeceği açıktır. Kanun koyucunun iradesine göre özel kanun veya genel kanun öncelikli olabilir. Bu durumda, genel kanun normunun özel kanun  normuna göre üstün tutmak ve uygulamak gerekir. Ancak, incelememize konu yeni tarihli genel nitelikte HMK’nun düzenlenmesinde, kanun koyucunun, özel nitelikte önceki tarihli İİK hükümlerinin kaldırılacağı ve uygulanmasının önüne geçilmesi yönünde açık bir iradesi bulunmamaktadır. Lex specialis ilkesine istisna getiren bu hal bulunmadığından HMK’nun md. 209,  İİK md. 170 ve md. 169/a hükmünün öncelikle uygulanmasının önüne geçemeyecektir.
Sonuç olarak, Yargıtay, HMK md. 209 da belirtilen sahtelik iddiasının takibi durdurmayacağını, bu maddedeki ifadenin genel mahkemelerdeki davalarda senedin delil olarak kullanılamayacağına ilişkin olduğunu, icra takiplerine bir etkisinin olamayacağını isabetli olarak görüş değiştirerek  açıkça belirtmiş olması hukukun amaçsal yorum ilkelerine uygundur.

 

KAYNAKÇA:
Kemal Gözler, “Yorum İlkeleri”, Kamu Hukukçuları Platformu Toplantısı, Ankara, 29.9.2012
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 13.12..2012 T., 2012/19755E.,2012/37752K
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 27.01.2014 T., 2013/35441E., 2014/1901K.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 21.04.2014 T., 2014/9285E., 2014/11622K.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 26.05.2014 T., 2014/12741E., 2014/14937K
www.anayasa.gen.tr
www.kazanci.com